
Yayınlanmış eserlerim
AHMET KADRİ ÇELİK'İN YAYINLANMIŞ ESERLERİ
BİRAZCIK GÖZYAŞI DÖK MÜSLÜMAN
Tarihin akışı içinde batıl ehlini hep hile ve tuzak yolunda görmüşüzdür. Bu tuzak ve hileler, aldatmalar, kandırmalar sahtekârlıklar Müslümanların aleyhlerine düşünülmüş ve yapılmıştır. Ve şimdi de yapılmaktadır.
İnsanların gelişmemiş fikirlerini istismar etmek, arkadan vurmak namert olarak planlar kurmak hep küfürbazların sermayesi olmuştur. Sadece hakka inandığından başka günahı olmayan nice nice müminler, inkârcıların yaptıkları bir takım hile ve tuzaklar sebebi ile şehit olmuşlardır. Veya bunların işlemiş olduğu suçları o masum ve garip Müslümanlar çekmektedir.
CUMA ESİNTİLERİ (1)
“Eğer ilim sahibi olanlar, kendilerini değerli tutup (vakarlı olup) dinlerinden taviz vermeselerdi; ilmi yüceltip muhafaza etselerdi; onu Allah’ın istediği şekilde uygulayarak (insanlara) ulaştırsalardı; muhakkak ki zorba hükümdarların boyunları onların karşısında eğilirdi. İnsanlarda onları dinleyip onlara uyardı. Hem İslam, hem de Müslümanlar aziz ( yüce ve güçlü ) olurdu.
Fakat onlar ( ilim sahibi olanlar ) kendi değerlerini düşürdüler, dünyalıkları iyi durumda olduğu müddetçe, dinlerinden noksanlaştıran şeyleri arayıp sormadılar. (dinlerinden verilen tavizlere aldırış etmediler) İnsanların ellerindeki (nimet)lere nail olabilmek için, ilimlerini onlara (onların arzusu doğrultusunda) harcadılar. Böyle olunca değerleri düşüp, insanların gözünde küçülmüş oldular.”
CUMA ESİNTİLERİ (2)

Allah Resulüne itaat ve sevmenin zirvesinde olan ashap, kendi sevinçlerinden ziyade peygamberimizin sevinmesini istiyor ve bunu gözyaşlarıyla ortaya koyuyordular. Mekke’nin fethinde Hz. Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe Müslüman oluyor ve biat etmek üzere Resulüllah’ın huzuruna getirilince Hz. Ebu Bekir ağlıyor. Resulüllah:
— “Niçin ağlıyorsun” diye sorunca:
— “Onun elinin yerine amcası Ebu Talib’in eli olup Müslüman olması ve bunun neticesinde senin sevinmen beni bu olaydan daha çok sevindirirdi” dedi. Bunun üzerine Resulüllah:
— “Doğru söyledin” cevabını verdi.
İNSANLIĞIN İFTİHAR TABLOSUNDAN ÖRNEK DAVRANIŞLAR
Ümmü Eymen’e karşı vefası…
Ümmü Eymen künyesiyle meşhur olan Bereke binti Sa’lebe, Fahr-i Kâinat efendimizin babası Abdullah’ın cariyesiydi.
Uzun yıllar peygamberimizin babası Abdullah’ın cariyesi olarak peygamber ocağına hizmet etti.
Abdullah’ın vefatından sonra da Âmine Hatuna yardıma ve nur yüzlü evladı Muhammed’e (s.a.v) hizmete devam etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) çocukluğundan beri kendisine hizmet eden Ümmü Eymen’e her zaman hürmet ve iltifat ederdi. Uzun süre kendisine dadılık yapan bu kadını çok sever ve sayardı.
Kendisini ona, onu da annesi kadar kendisine yakın görürdü. Peygamberimiz (sav) hayatta olduğu sürece Ümmü Eymen’i hep el üstünde tuttu ve ona hep “anneciğim!” diye hitap etti. O’na her zaman şefkat ve merhamet kanatlarını gerdi. “Sen benim ikinci annem sayılırsın” diyerek sevgi ve saygısını eksik etmediği bu kadın için, şu paha biçilmez değerdeki sözleri söyledi:
BİR TOHUM ATTIK TOPRAĞA
Adamın biri Hz. Ömer’e (r.a) gelerek:
—Benim bir kızım vardır. Onu cahiliyette toprağa gömdüm. Fakat kız daha boğulmamışken ona acıyarak tekrar onu çıkarttım. Kız bizimle beraber İslamiyet’e kavuştu ve Müslüman oldu. Ancak Müslüman olduktan sonra bir suç işledi. Bunun içinde bir had cezası gerekli oldu. O da eline bıçağı alıp kendini keserken yetişip bıçağı elinden aldım. Ne var ki şahdamarının bir kısmı kesilmişti. Onu tedavi ettik iyileşti. Ondan sonra tevbe etti ve tevbesi üzerinde durarak iyi bir müslüman oldu. Şimdi de onu istiyorlar. Ben de onun bu durumunu isteyicilerine anlattım, dedi.Ömer (r.a) adama:
— Allah Teâlâ’nın örttüğü bir şeyi sen ne diye ifşa ediyorsun? Vallahi eğer sen bundan böyle bu kızın durumunu herhangi bir kimseye söylersen, seni öyle bir hale sokacağım ki, âleme ibret olursun. Kızcağızı Müslüman ve iffetli bir kadın olarak evlendir. (Hayatü’s-Sahabe, II, 620)
Kimsenin bilmediği bir hali başkasına açıklamak doğru bir tutum değildir. Başkalarının bilmediği taraflarımız bizim aile mahremiyetimizdir. Bunun deşifre edilmesi için uğraşan aşağılık insanlara fırsat verilmemelidir. Özel hayatın dokunulmazlığı ilkesinden hareketle, insanlık için zararlı bir durum içermedikçe kişilerin günahları ortalığa saçılmamalıdır. İnsanların toplum içerisinde yeniden hayat bulmaları için, onların onur ve şerefleri zedelenmemelidir.
Son Güncelleme (Çarşamba, 14 Nisan 2010 19:45)







