
ÂLEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED -2-
Âlemlere rahmet, insanlığa örnek ve ahirette tek şefaatçımız olan Hz. Muhammed (s.a.v) de; tüm baskı ve işkencelere rağmen şiddete dökülmeyen bir kuvvet, hayatı boyunca gördüğü nice yakışıksız ve kaba hareketlere karşı acizliğe ulaşmayan bir yumuşaklık, kötü niyetli insanların aldatmasına aldanmayan bir uyanıklık ve geleceği çok iyi okuyan ve sezinleyen bir feraset vardı.
Ancak bu vasıflara sahip bir önder ve bir lider yeryüzünde yaşamaya ve ebedi konuşulmaya layıktır. O’na düşman olanlar yeryüzünden silinip gittiler. Ama hala O’nun adı anılmaya ve getirdiği dava konuşulmaya devam ediyor.
Şu ihtiyar dünyamızın karmakarışık sorunlarını ancak O’nun gibi bir lider, O’nun gibi bir hatip, O’nun gibi bir komutan ve O’nun gibi bir devlet başkanı düzene sokup çözebilir. 1927 yılında Avrupa’da toplanan hukuk kongresinde filazof Shebol şöyle diyor:
“Muhammed’in beşeriyete gelmesiyle beşeriyet muhakkak iftihar etmeli. Çünkü o zat ümmi olmasına rağmen, on üç asır evvel öyle bir şeriat getirmiştir ki; okuryazarlığı olmamasına rağmen bir devlet tesis etmeyi, bir ümmet meydana getirmeyi ve bir dini yaymayı başarmıştır. Biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek, kendimizi mesut ve bahtiyar sayarız.”
Yine o kongreye katılan filozoflardan Bernard Show ise şöyle diyor:
“Ben itikat ediyorum ki; Muhammed’in misli, yani ahlakında tarzında bir adam şimdiki dünyamıza reis olsa, hükmetse; bu yenidünyanın müşkülatını halleder. Bu yenidünyanın selamet ve saadetli bir hayata ne kadar şedit ihtiyacı var olduğunu herkes anlar.”
İşte kendimize önder, lider, komutan ve devlet başkanı seçtiğimiz insan budur. Gelin şimdi, insanlığın iftihar tablosu olan “adı güzel kendi güzel Muhammed’in” vasıflarına kısaca bir göz atalım.
O sabırlı ve tahammüllüydü
Gerek peygamber olarak gerekse insan olarak başına gelenlere en iyi sabredendi. Peygamberliğin Mekke döneminde hem akrabalarından hem de diğerlerinden tarifi mümkün olmayan baskılar, alaylar, hor ve hakir görülmeler, boykotlar, ambargolar ve işkenceler gördü, fakat bunların hepsine sabretti. Çünkü O, insanların densizliklerine karşı halkın en sabırlısıydı.
Abdullah b. Amr b. el-As bu işkencelerden birisini şöyle naklediyor:
“Allah Resulü Kâbe’nin Hicr denilen yerinde namaz kılarken Ukbe b. Ebi Muayt çıkageldi. Ukbe Resulüllah’ın elbisesini toplayıp, mübarek boynuna dolayarak, hırsla onu boğmaya çalıştı. Bu sırada Hz. Ebubekr (r.a) de gelip yetişti. Hatta Ukbe’nin omzundan tutup öteye fırlattı ve “Rabbim Allah’tır, diyor diye faziletli bir adamı öldürecek misiniz?” dedi. Yine başka bir gün Abdullah b. Ömer’in (r.a) anlattığına göre:
“Resulüllah secdede iken, etrafında Kureyş’ten bazı kimseler vardı. O sıralarda Ukbe, elinde yeni boğazlanmış bir devenin işkembesi ve döl yatağı ile geldi. Elindekini Resulüllah’ın sırtına attı. Artık Resulüllah başını secdeden kaldıramadı. Bunun üzerine hemen Fatıma gelip yetişti ve Babasının üzerindeki pislikleri alıp, bu işi yapanın üstüne attı.”
Allah Resulü Mekke sokaklarında dolaşırken, ne zaman müşriklerin yanından geçse veya karşılaşsa, muhakkak hakarete uğrar, kaş göz işaretleriyle alaya alınırdı. Bir defasında: Mekke sokaklarında gezerken bir kısım müşrikler yerden toprak alıp efendimizin başına serptiler. Efendimiz toz toprak içinde evine döndü. Kızlarından biri ayağa kalkıp, hem ağlıyor, hem de Babasının başındaki toprakları temizliyordu. Rahmet peygamberi de ağlayan ciğer paresine:
”Ağlama kızım, şüphesiz Allah onların bana yaptıklarına engel olacaktır” buyuruyordu. (Ramazan el-Buti, Fıkhu’s – Siyre, s – 116)
Kendisi bütün bu yapılanlara sabredip tahammül ettiği gibi, sahabesini de sabretmeğe teşvik ediyordu. Onlardan bazıları çok büyük işkencelere maruz kalıyor ve bu işkenceler sonucu hayatlarını veya uzuvlarının bir kısmını kaybedenler bile oluyordu. Ama bu işkencelerin hiçbirisi onları dinlerinden vazgeçiremedi. Buhari de Habbab b. Eret’in gördüğü işkenceler onun ağzından anlatılırken Habbab şöyle diyor:
“Peygamber Efendimiz, Kâbe’nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak ona yaslanıp dinlenirken, Kureyş müşriklerinden gördüğümüz akıl almaz işkencelerden şikâyette bulunduk.” Ben : “Ya Resulallah! Çektiğimiz şu işkencelerden dolayı bizim için Allah’a dua etmeyecek misin?” dedim. Bunun üzerine peygamberimiz hemen doğrulup oturdu. Benzi kızarmıştı. Şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetler arasında öyle kimseler vardı ki, yakalanıp bir çukura konuyor ve testere ile baştan aşağı ikiye bölünerek, demir taraklarla etleri kemiklerinden ayrılırdı da bu işkence yine de onları dinlerinden döndüremezdi. Allah elbette bu dini tamamlayacak ve üstün kılacaktır. Hatta hayvanına binip San’a’dan ta Harda Mevt’e kadar tek başına giden bir kimse, koyunlarına kurt saldırmasından ve Allah hariç hiç kimseden korkmayacaktır. Ne var ki siz acele ediyorsunuz (sabırsızlanıyorsunuz)?”
O, kendisine ve arkadaşlarına yapılan bunca işkenceye sabretmiş tahammül göstermiştir. Şikâyette bulunanlara geçmiş ümmetlere dikkat çekerek “daha beterini” haber vermiş, bazen “sabrın zafer ve aydınlık” bazen de “Allah’ın sabredenlerle beraber” olduğunu müjdeleyerek dayanma gücü aşılamıştır.
Allah’ım! Bize ibadetleri yerine getirmede, yasak etmiş olduğun haramlardan kaçınmada, düşmanların dinimizden döndürmek için yaptıkları tehdit ve propagandalara direnmede ve gerek günahlarımızın kefareti gerekse uyarılmamız için başımıza gelen bela ve musibetlere karşı isyan etmeden, peygamberinin ve arkadaşlarının sabrettiği gibi sabretmeği nasip eyle.







