O herkesle iyi geçinir ve kötülere bile tatlı dil kullanırdı
O hiçbir zaman kötü söz söylememiş ve kötü bir davranışta bulunmamıştır. Karşılaştığı insanların kimliğine ve kişiliğine bakmadan bir peygamberin veya bir müslümanın nasıl davranması gerekiyor ise, öyle davranırdı. Birisiyle konuştuğunda onu kırmadan sabırla dinler ve sözü bitene kadar sözünü kesmezdi. Kendisine zarar vermeyi düşünenlere güzel davranır ve onların zararlarından kendisini koruduğu gibi, başkalarını da aleyhine çevirmesini engellerdi. Onun tatlı dili ve güler yüzü insanların kalplerini fethederdi. Cabir bin Abdullah: “Resulüllah (s.a.v) beni her gördüğünde yüzüme gülümserdi” derken, bir başka sahabi de: “Ben, Resulüllah’tan daha çok gülümseyen bir kişi görmedim” diyerek, onun gerçekten sevgi dolu samimi bir tebessüme sahip olduğunu vurgulamıştır.
 
Hz. Peygamber (s.a.v) insanları en iyi değerlendiren ve onları karakterlerine göre en iyi şekilde idare etme siyasetine sahip birisiydi. Peygamberimizde bulunan bu diplomatik ve politik idare etme sanatının günümüz insanları için de iyi bir model olacağı kuşku götürmez bir gerçektir. Hoca Ahmed Yesevi bir manzumesinde efendimizin bu yönüne dikkat çekerek şöyle diyor:
 
Mel’un, lâin şeytana siyasetli Muhammed;
Şeriatın yoluna inayetli Muhammed.
 
Ahmed Yesevi’nin çok uzun olan, fakat bizim burada sadece bir beytine yer verdiğimiz bu güzel manzumesinde efendimizin dini, ruhani, ilmi ve idari siyasi liderliği tam bir bütünlük içinde dile getirilmektedir. Din, ilim ve siyaset alanları onun örnek hayatında ve sünnetinde en üst düzeyde bir aradadır. O halde bu üç alanın hiçbiri, diğerlerinden kendisini soyutlayamaz. Bir başka şekilde söyleyecek olursak; din adamı, ilim ve siyasetten; ilim adamı, din ve siyasetten; siyaset adamı da, din ve ilimden uzak kalamaz. (Prof. Dr. İ. Lütfü ÇAKAN, Örnek Kul Son Resul, s, 13)
 
O, hem ilahi vahyi insanlara ulaştıran seçilmiş bir peygamber, hem bu vahyin prensiplerini vaaz eden bir din adamı, hem vahyin hayata dair teorilerini pratiğe döküp yaşayarak öğreten bir ilim adamı ve hem de cahiliyyenin her türlü pisliğine bulaşmış kaba ve katı yürekli insanları idare etmeye çalışan bir siyaset adamıydı.
 
Mütevazı bir aileden gelen Hz. Muhammed, dünyanın en büyük dinlerinden birini kurmuş, yaymış ve çok etkili bir politik lider olmuştur. Bugün, ölümünden on üç yüz yıl (şimdi on dört yüz yıl) sonra etkisi hala güçlü ve yaygındır. (M. H. Hart, En Etkin 100, (Çvr. M. Harmancı, s, 1)  Böyle olmasının en büyük sebeplerinden biri, onun insan psikolojisini çok iyi bilip ona göre davranmasıdır. Ebu Cehil, Ebu Leheb ve diğer şeytanlaşmış insanlara karşı siyasetli davranarak hem kendini korumuş hem de başkalarını aleyhine çevirmelerine engel olmaya çalışmıştır. Hz. Peygamberin dostlarını ve düşmanlarını tanıma ve değerlendirme noktasında yaptığı bu politik ve siyasi davranışlar onun başarısındaki etkenlerden biridir.
 
Peygamber efendimiz kötü olan bir kabile reisine iyi davranarak, onun kendisi ve Müslümanlar aleyhine olabilecek zararlarından korunmaya çalışmıştır. Hatta Muhammed b. İbrahim Et-Teymi şahit olduğu bir olayda peygamberimize (s.a.v):
“-Ya Resulallah! Sen Uyeyne b. Hısn ile Akra b. Habis’e yüzer deve verdiğin halde, onlardan hiçte aşağı olmayan Cüayl’e bir şey vermedin” dediler. Peygamber efendimiz (s.a.v):
“-Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Süraka oğlu Cüayl, Uyeyne ve Akra gibi kimselerin dünya dolusu kadarından daha üstündür. Ben Akra ile Uyeyne’yi okşayıp idare ediyorum. Cüayl’i ise, sahip olduğu sarsılmaz inanca bırakıyorum” buyurdu. (El-Hilye, c, I, s, 353)
 
Toplum içindeki fesatçılara, münafıklara ve şerlerinden sakınılması gereken insanlara karşı her zaman ve her durumda uyanık olmak; onlardan gelebilecek zararları asgariye indirmek için onlara siyaseten tatlı dil, güler yüz ve iyi davranmak gerekir ki, zararlarından kendimizi emniyette hissedelim.
 
Müminlerin annesi Hz. Aişe’den (r.a):
 
Adamın biri peygamber efendimizin yanına girmek için izin istedi. Peygamber efendimiz (s.a.v):
 
“-O ne kötü bir insandır. Kavminin ve yakınlarının yüzkarasıdır,” dedi.
 
Fakat adam içeri girdikten sonra ona güler yüz göstererek bir hayli iltifatta bulundu. O çıktıktan sonra bu sefer bir başkası efendimizin yanına girmek için izin istedi. Peygamber efendimiz (s.a.v) onun hakkında da:
 
“-O ne iyi bir insandır. Ailesinin ve kavminin iftihar edilecek bir evladıdır,” buyurdu.  
 
Fakat bu adam girdikten sonra ona diğeri kadar ilgi göstermedi. O da çıktıktan sonra:
 
“-Ya Resulallah! Birincisine kötü dediğin halde bir hayli ilgi gösterdin. İkincisine ise, iyi dediğin halde diğeri kadar iltifat etmedin,” dedim. (İki değişik rivayetin son bölümünün özetin de) Allah Resulü (s.a.v) buyurdu ki:
 
“-Ya Aişe! İnsanlar içinde öyle kimseler vardır ki, onlar münafıktır. Kötü oldukları için onlardan sakınıyor ve başkalarını da aleyhime çevirmemeleri için onları okşuyor ve zararlarından emin olmaya çalışıyorum.” (Hayatü’s Sahabe, c, II, s, 632)
 
Peygamberimizin insan psikolojisini iyi bildiğine dair verdiğimiz örnekler ve değerlendirmeler; onun insanları tanımada ve onların zararlarından emin olmada, nedenli inayetli ve siyasetli olduğunun açık bir göstergesidir. Sahabesi de halk ile geçinme sadedinde onun bu siyasetli yolunu takip etmiştir. Hatta Ebü’d-Derda radıyallahu anh: “Biz bir takım kimselerin yüzüne gülüyorsak da kalbimiz onlara lanet okur” demiştir.
 
Kâinatın efendisinden ve o diyarın sakinlerinden sonra bize düşen ise, yaşamış olduğumuz toplumda insanlarla iyi geçinmek, onları kazanmak ve hizmet yapabilmek için peygamberimizin ortaya koyduğu bu akıl mantık planında ki siyasetli davranışı kendimize rehber edinmektir.
 
Hizmet için her yol mubahtır demiyoruz, fakat hizmet etmede kitlelere ulaşa bilmemiz için güler yüzlü, tatlı dilli olmayı ve peygambervari tavrı hiçbir zaman unutmayacağız.