
ALEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED -11/1- (S.A.V)
O mizah ve şakayı sever aynı zamanda yapardı
Mizah ve şakayı, ciddiyetin zıddı olarak tanımlayabiliriz. Kırmaksızın yapılan şaşırtma hareketlerin ve söylenen sözlerin tümüne bizler şaka diyoruz. Şaka ve mizah, insanların birbirleri arasındaki sevgi, şefkat, arkadaşlık ve dostluk duygularının gelişmesine de sebep olur. Bir insanın bedenen yorulduğunda dinlenip istirahat etmesi ne kadar doğal bir durum ise, ruhen yorulan insanında mizah ve şaka yaparak ruhunu dinlendirmesi o kadar normal bir durumdur.
İslam dini ve onun kutlu tebliğcisi Hz. Peygamber (s.a.v) kırmadan, alaya almadan, küçümsemeden ve yalan söylemeden ölçülü olmak kaydıyla mizah ve şakaya yer vermiştir. Yer verilen bu şakalarda, İslami ölçüleri korumak kaydıyla yapılan mizah hem bedeni dinlendirir, hem de insanlar arası muhabbetin artmasına vesile olur. Yapılan mizah ve şaka yemekteki tuz gibi olmalıdır. Malzemesi ne kadar kaliteli olursa olsun, eğer yemeğe tuz konulmamış veya fazla konulmuş ise, o yemek ne pişirene ne de yiyenlere tat vermez. Fazla asık surat olmak veya dozu kaçırılan şakalar insanı sevimsiz bir duruma düşürür. Bu tip lüzumundan fazla yapılan şakalar insanın vakar ve mürüvvetini ortadan kaldırır.
Hz. Peygamber’in (s.a.v) hayatında bazen şakalaştığını, mizah ve şakaya izin verdiğini, fakat ağır ve insan onurunu incitecek şakalara müsaade etmediğini görüyoruz.
Bu girizgâhtan sonra şunu diye biliriz. İslam ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed’in (s.a.v) sünnetine baktığımızda, uygun görülen mizah ve şakada şu özelliklerin bulunması gerekir.
a) Mizah ve şaka yapılırken, karşımızdaki muhatabı öfkelendirmemeliyiz. Aksine yapılan şaka karşımızdakilerin kalplerini, ruhlarını dinlendirmeli ve rahatlatmalıdır. Yani şaka dostane olmalıdır. Bu tür şakalara şu olayı örnek gösterebiliriz.
Enes (r.a) anlatıyor:
Köyde oturanlardan Zahir isminde bir adam vardı. Peygamberimizi ziyarete geldiğinde köyden hediyeler getirir ve giderken de Resulüllah (s.a.v) ona bir takım hazırlıklar yapardı. Resulüllah (s.a.v):
“-Zahir bizim köy adamımız, biz de onun şehirli dostuyuz” derdi.
Ravi diyor ki:
“-Zahir çirkin bir adam olmasına rağmen Resulüllah (s.a.v) onu çok severdi. Bir gün pazarda mallarını satarken Resulüllah (s.a.v) onu arkadan kucakladı. O Resulüllah’ı görmediği için:
“-Sen kimsin? Bırak beni,” dedi. Arkasına döndüğünde Resulüllah’ı (s.a.v) görünce, sırtını onun göğsüne sıkıca bastırdı. Resulüllah (s.a.v) da:
“-Bu köleyi satıyorum, alan yok mu?” diye takıldı. Zahir (r.a):
“-Beni satarsan pek kârlı çıkmazsın, çünkü benim değerim düşüktür,” deyince, Resulüllah (s.a.v):
“-Fakat Allah (c.c) katında senin değerin çok yüksektir,” buyurdu.
Resulüllah’ın (s.a.v) bu sıcak ve sevgi dolu şakası, dostun dostuna yaptığı ve yapacağı en hoş ve aynı zamanda en güzel muhabbet artırıcı şakalardan birisidir.
b) Mizah ve şakalar hiçbir zaman alaycı, aşağılayıcı, hakaret ve korkutma kastıyla olmamalıdır. Hem Kur’an-ı Kerim hem de hadisi şerifler bu tür şakaları yasaklamaktadır. Çünkü bir müslümanın diğer müslümanı korkutması, onu alaya alması ve küçümseyerek şaka yapması asla helal değildir. Resulüllah’ın (s.a.v) Müslümanları telaşlandırarak şaka yapmanın uygun olmadığını, Akabe antlaşmasında ve Bedir savaşında bulunan Ebu’l Hasen şöyle anlatıyor:
Resulüllah’ın (s.a.v) yanında oturuyorduk. Adamın biri kalkıp giderken ayakkabılarını orada unuttu ve bir başkası da ayakkabıları alarak üstüne oturdu. Adam biraz sonra dönerek:
“-Hani benim ayakkabılarım?” diye sordu. Oradakiler:
“-Biz görmedik” deyince, adam bir hayli telaşlandı. Sonra ayakkabıların üzerine oturan adam:
“-İşte burada!” dedi. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v):
“-Müslümanları korkutup telaşlandırmak nasıl olur?” deyince, adam:
“-Ya Resulallah! (s.a.v) Şaka olsun diye yaptım” dedi. Resulüllah (s.a.v) iki-üç defa:
“-Müslümanı telaşlandırmak, ne kötü şeydir” buyurdu.
Yine bir müslüman uyurken, diğeri onun ipini şaka niyetiyle aldığında Hz. Peygamberimiz (s.a.v); “bunun helal olmadığını” buyurmuştur. Hendek kazarken yorulup uyuyan sahabenin silahı arkadaşları tarafından korkutmak maksadıyla alınınca peygamberimiz, böyle bir şakayı doğru bulmamış ve benzer şakalarında yapılmaması için uyarıda bulunmuştur.
c) Mizah ve şaka yaparken yalan söylememeliyiz. Başkalarına hoş görünmek ve onları güldürmek için yalana başvurmamalıyız. Resulüllah (s.a.v) yaptığı şaka ve mizahlarda bile doğruyu söylemiştir. Bir defasında Ebu Hureyre (r.a) Resulüllah’a (s.a.v):
“-Ya Resulallah! Sen bizimle şaka yapıyorsun,” dediklerinde:
“-Evet, ben şaka yaparken bile gerçekleri söylerim,” buyurdu.
Kâinatın efendisi yaptığı mizah ve şakalarda doğruyu söylediğini belirtirken, aynı zamanda mizahta yalana başvurulmaması içinde şöyle buyuruyor:
“Başkalarını güldürmek için yalan söyleyene yazıklar olsun.”
“Kul şakada olsa yalan söylemeyi, doğruda olsa münakaşa etmeyi bırakmadıkça iyi bir mümin olamaz.”
“Şaka da dâhil, yalan söylemeyene cennette bir köşk garanti ederim.” (Asr-ı Saadette İslam, c–4, s–388)







