Merhamet; acıma, koruma, esirgeme, yardım etme, sevme ve insanı başkalarına iyilik etmeye iten duygu yoğunluğunun davranışa dönüşmesidir. Bu duygu yoğunluğunun kaynağı Allah’tır.
 
Yüce Allah (c.c) merhameti yarattı ve onu yüz parçaya böldü. Bu parçaların her biri gökle yerin arasını dolduracak kadar büyüktü. Yüz parçanın sadece birini yeryüzüne indirdi.
 
Bundan dolayı bir anne yavrusuna merhamet eder.
 
Bundan dolayı bir hayvan yavrusuna basmamak için ayağını kaldırır.
 
Bundan dolayı dünyada bulunan tüm canlılar birbirine şefkat ve merhamet gösterir. 
 
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir hadislerinde buyuruyor ki:
 
“Allah gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet yaratmıştır. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak enginliğe sahiptir. Bunlardan sadece bir rahmeti yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu sayede şefkat gösterir. Yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirlerine merhamet ederler. Allah (c.c) kıyamette bu biri doksan dokuza katarak rahmetini yüze tamamlayacaktır.” (Riyazü’s Salihin, c – 3, s – 97)
 
Yaşadığımız dünyamızda canlılar arasında gördüğümüz acıma, kollama, esirgeme, iyilik etme, yardımda bulunma, şefkat ve merhamet gibi ulvi davranışlar, Allah’ın sonsuz rahmetinin küçücük bir bölümü olduğunu görmekteyiz. Allah’ın varlıklar arasındaki şefkat ve merhameti, yarattığı merhametin yüzde biri ise, ahirette yüzde yüzünün tecelli etmesinin nasıl bir ortam meydana getireceğini bir düşünün ve yüce yaratıcıdan ümidinizi kesmeyin…
 
Mevla Teâlâ buyuruyor ki:
 
“De ki: “Ey (bütün kötülükleri yaparak) kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)
 
Yeter ki kul; azap ve ölüm gelip onu yakalamadan, tövbe ederek Allah’a dönsün ve ona teslim olsun. Yukarda zikrettiğimiz hadis ve ayeti kerime Müslümanlar için ne kadar büyük bir müjde vermektedir.
Ömer İbnü’l-Hattab (r.a) diyor ki:
 
“Bir keresinde Hz. Peygamber’e (s.a.v) bir grup esir getirildi. Aralarında ayrı düştüğü çocuğuna özlemden dolayı göğüslerini tutarak koşan bir kadın vardı. Bir ara ganimetler arasında bir çocuğa rastladı. Alıp bağrına bastı, göğsüne yapıştırıp emzirmeye başladı. Bu sırada Resulüllah (s.a.v) bize dönüp (o kadını işaretle):
 
“-Bu kadının kendi eliyle çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” diye sordu. Biz:
 
“-Hayır, asla atmaz!” dedik.
 
Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v):
 
“-İşte yüce Allah’ın kendi kullarına olan merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha fazladır” (Buhari, Edeb 18)buyurdu.
 
Bu hadiste Hz. Peygamberimizin (s.a.v) ve sahabenin görmüş oldukları bir olay anlatılmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) her olayda olduğu gibi, bu olayı da ümmetinin eğitimi ve bazı hakikatleri öğretmesi bakımından bir fırsat bilerek, Allah’ın (c.c) engin rahmetine örnek göstermiştir.
 
Bir anne ciğerparesinden nasıl vazgeçmez, bütün yaramazlıklarına rağmen şefkatini eksik etmez ve onu her türlü tehlikelere karşı kol kanat açıp korur ise, Allah Teâlâ da kullarına, bir anneden çok daha ileri derecede şefkat ve merhametle muamele eder.
 
Bir gün yoksul bir kadın Hz. Âişe’nin (r.a) evine geldi. Sırtında iki çocuğu vardı.
 
Hz. Âişe (r.a) ona üç hurma verdi. O da çocuklarına birer hurma verip ötekini ağzına götürürken çocuklar onu da istedi. Kadıncağız elindeki hurmayı onlara paylaştırdı.
 
Bu yoksul kadının merhametine hayran kalan Hz. Âişe, gördüklerini Resûl-i Ekrem’e anlatınca Efendimiz şöyle buyurdu:
 
“Allah’ın (c.c) merhameti, bu kadının çocuklarına olan merhametinden kat kat fazladır. Bu şefkati sebebiyle, Allah Teâlâ o kadına mutlaka Cenneti vermiş veya onu Cehennemden âzât etmiştir.”
 
Peygamberimiz (s.a.v) çeşitli vesilelerle Allah Teâlâ’nın engin merhametinden bahsederek, kullar ne yaparlarsa yapsınlar ve hangi günahları işlerlerse işlesinler, Allah (c.c) onları tövbe etmeleri durumunda affedeceğini bildirmiştir.
 
Enes (r.a) ben Resulüllah’ı şöyle buyururken dinledim, dedi:
 
“Allah Teâlâ:
Ey âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.
 
Ey âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim.
 
Ey âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak tutmamış, şirke bulaşmamış olsan, ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım” (Tirmizi, Daavat 98) buyurmuştur.
 
Allahın rahmetini ümit etmenin faydası bu hadis-i kudside çok güzel ifade edilmiştir. Hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, “ne kadar olursa olsun, gökleri dolduracak, yeryüzünü örtecek kadar da olsa” Allah’a şirk koşmamış olmak kaydıyla, işlenmiş günahların cinsi ve miktarı ne olursa olsun, rahmeti sonsuz olan Allah’tan bağışlanma dilendiği zaman onların tamamını affedeceğini yüce rabbimiz bizzat kendisi bildirmektedir. Kul için bundan daha büyük bir müjde olabilir mi?
 
Konuyu İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin Ruhu’l-Beyan’da ifade etmiş olduğu güzel duasıyla noktalayalım.
 
Allah’ım!
Alnımızın terlediği, inlemelerimizin çoğaldığı, dostlarımızın üzerimize ağladığı ve doktorun bizden ümit kestiği anda sen bize merhamet et!
 
Allah’ım!
Toprağın bizi örttüğü, dostların bizimle vedalaştığı, nimetlerin bizi terk ettiği ve ruhumuzun bizden kesildiği saatte sen bize acı!
 
Allah’ım!
İsmimizin unutulduğu, vücudumuzun çürüdüğü, kabrimizin silindiği ve defterimizin dürüldüğü zamanda sen bize rahmet eyle!
 
Allah’ım!
Sırların ortaya döküldüğü, gönüldekilerin açığa çıktığı, hesap dökümlerinin yapıldığı ve her şeyin ölçülüp biçildiği günde, rahmetini bizden esirgeme!
 
Ey diri, her şeyi idare eden Rahman ve Rahim olan Allah’ım! Senin rahmetine sığınıyor ve senin yardımını diliyoruz!..